“ET” by Ari Alpert



ahmET
Ari Alpert - Yağlı Kasap Kağıt -  Serigrafi Baskı - 2017

Kadın bedenin cinsel birer nesne olarak yorumlanışı gündelik imgelerde, reklamlarda ve sanatta karşımıza çıkıyor. Bu durum, haklı olarak bu tür bir nesneleştirmeye karşı çıkan kadınlar tarafından kuvvetle eleştiriliyor. Ancak henüz cevaplanmayan bir soru var: Erkekler bu durumla ilgili ne hissediyor? Erkekler de cinsel birer nesne olarak görüldükleri, kullanıldıkları hissini taşıyor mu? Bu tür imgeler erkeklerin de kendilerini sadece birer et parçası gibi hissetmelerine sebep oluyor mu?

We often come across interpretations of the female body used as sexual objects in everyday images, in advertisements, and in art. This has been widely criticized by women, who rightly protest such objectification. However, the question remains: How do men feel about this? Do men also feel like they are being seen, or used as sexual objects? Do such images make men feel like mere pieces of meat?
for more:
http://www.arialpert.com/

 

 çeviri: Nazım Hikmet Richard Dikbaş

ahmET
Ari Alpert - yağlı kasap kağıdın üstüne serigrafi baskı - 2017
Sıkıysa Paylaş:

Ari Alpert Bu Kış Türkiye’yi Temsil Edecek





Bu yılın temasının “Homeland” olarak belirlendiği ve Hindistan’da düzenlenecek olan Uluslararası Baskı Değişim Programı (IPEP), Türkiye’den bir sanatçıyı, Ari Alpert’i bu kış bünyesinde ağırlayacak. İki aşamalı bir eleme sürecinin sonunda seçilen Alpert; “ev” olarak algıladığımız mekanın kolektif kimlikle birleşimini konu edinen baskı gravür sergisinde yer alacak. Uluslararası Baskı Değişim Programı (IPEP), bu yıl 5. edisyonunu düzenleyecek.

http://www.artfulliving.com.tr/neler-oluyor/ari-alpert-bu-kis-turkiyeyi-temsil-edecek-i-12396
Sıkıysa Paylaş:

DIE ANTWOORD – TOMMY CANT SLEEP



Die Antwoord have done a lot of crazy shit in their time (and especially in their videos), but one thing we never expected was to see them make a short horror film with rock caricature Jack Black.

Everything else about Tommy Can’t Sleep, however, is vintage Die Antwoord, pushing the creepiness levels and shock factor to their maximum just as they’ve tried to do in many of their music videos.

Nothing else needs to be said, really. It’s Die Antwoord, Jack Black, a foul-mouthed kid, and just so, so many rats. Enjoy.

source: tone deaf
Sıkıysa Paylaş:

“The Laughing Heart” and “Roll the Dice”- Charles Bukowski – shot/montage by Ari Alpert



The Laughing Heart

don’t let it be clubbed into dank submission.
be on the watch.
there are ways out.
there is light somewhere.
it may not be much light but
it beats the darkness.
be on the watch.
the gods will offer you chances.
know them.
take them.
you can’t beat death but
you can beat death in life, sometimes.
and the more often you learn to do it,
the more light there will be.
your life is your life.
know it while you have it.
you are marvelous
the gods wait to delight
in you.


Roll the Dice

if you’re going to try, go all the
way.
otherwise, don’t even start.

if you’re going to try, go all the
way.
this could mean losing girlfriends,
wives, relatives, jobs and
maybe your mind.

go all the way.
it could mean not eating for 3 or 4 days.
it could mean freezing on a
park bench.
it could mean jail,
it could mean derision,
mockery,
isolation.
isolation is the gift,
all the others are a test of your
endurance, of
how much you really want to
do it.
and you’ll do it
despite rejection and the worst odds
and it will be better than
anything else
you can imagine.

if you’re going to try,
go all the way.
there is no other feeling like
that.
you will be alone with the gods
and the nights will flame with
fire.

do it, do it, do it.
do it.

all the way
all the way.

you will ride life straight to
perfect laughter, its
the only good fight
there is.
Sıkıysa Paylaş:

Detaylarıyla Büyüleyen Ahşap Baskı Projesi



Pittsburgh’da Tugboat Printshop adlı stüdyosunda çalışmalarını sürdüren Valerie Lueth’un detaylı ve çok renkli özgün baskı projesi Eve, ahşap kalıplarıyla dahi insanı kendine hayran bırakıyor.

Lueth’un sınırlı sayıda çoğaltılabilen baskı çalışması, farklı renklerde 4 ayrı kalıptan oluşan katmanlar aracılığıyla yaratılmış. Bu noktada ahşap baskı yöntemiyle çok renkli çalışma yapmanın oldukça zorlu bir süreç olduğunu, aynı kompozisyonu farklı detaylarla planlayıp tekrar tekrar kalıp üzerine oymak gerektiğini belirtmekte fayda var. Mavi kozmosda asılı duruyormuş izlenimi yaratan el formu; yeşil, siyah ve turuncu renklerle tamamlanmış çiçekli kompozisyonun temelini oluşturuyor.

Sanatçının çalışmalarını Facebook, Twitter ve Instagram üzerinden takip edebilirsiniz.



kaynak: http://bigumigu.com/haber/detaylariyla-buyuleyen-ahsap-baski-projesi/

 
Sıkıysa Paylaş:

“beni şu kadar sevsen” Ari Alpert – Linol baskı 2017



Sıkıysa Paylaş:

An 18th century guide to sex positions



I Modi or The Ways was a book of engravings depicting sixteen sexual positions. Think of it as The Joy of Sex for Renaissance times. The book, also known as The Sixteen Pleasures, was published by the engraver Marcantonio Raimondi in 1524. Raimondi based his explicit illustrations on a series of erotic privately owned paintings by Giulio Romano. The book was widely circulated. It led to the first prosecution for pornography by the Catholic church. Raimondi was imprisoned by Pope Clement VII. All copies of the book were destroyed.

Our story doesn’t end there, as the poet and satirist Pietro Aretino heard of the book and wished to see Romano’s original paintings. Interestingly, Romano was not prosecuted by the Pope as his paintings (unlike Raimondi’s book) were not meant for public consumption. Aretino decided to write a series of erotic sonnets to accompany the paintings. He also successfully campaigned to have Raimondi released from prison.

In 1527, a second edition of I Modi was published with Aretino’s sonnets. Once again the Pope banned the book and all copies were destroyed—only a few small fragments of I Modi or Aretino’s Postures survive which are held at the British Museum.

In 1798 a completely new version of I Modi was published in France under the title L’Arétin d’Augustin Carrache ou Recueil de Postures Érotiques, d’Après les Gravures à l’Eau-Forte par cet Artiste Célèbre, Avec le Texte Explicatif des Sujets (The ‘Aretino’ of Agostino Carracci, or a collection of erotic poses, after Carracci’s engravings, by this famous artist, with the explicit texts on the subject) based on engravings by Baroque painter Agostini Carracci was published.

These 18th century engravings mixed classical myth and history within a contemporary setting—though their intention is still the same—to arouse and “educate” users to the joys of sex.





source: http://dangerousminds.net/comments/an_18th_century_guide_to_sex_positions
Sıkıysa Paylaş:

Ari Alpert ile Linol Baskı Atölyesi



Details
Atölyemizde, basılacak görselin seçimi ve hazırlanması ile ilgili kısa bilgilendirmenin ardından, gravür sanatçısı Ari Alpert eşliğinde baskıya dair tüm süreç ve uygulamaları deneyimleyecek olan katılımcılarımız, kendileri için ya da sevdiklerine hediye etmek için küçük ve edisyonlu birer seri üretme şansı yakalayacaklar!Fransızca’daki “gravure” sözcüğünden dilimize geçen ve matbaacılıkta da kullanılan bir teknik olarak gravür, sanatsal anlamda kazıma resim sanatını ifade eder ve “oyma baskı” olarak da adlandırılır.Linolyum; beziryağı, doğal reçine, mantar tozu, talaş, kalker ile sıvanmış, kendir dokumasından yapılan bir çeşit taban malzemesididr. Linol baskı tekniğinde, seçilen görsel materyal kesme bıçağı yardımıyla linol üzerine oyulur ve ardından matbaa mürekkebi ve merdaneler aracılığı ile boyanır. Baskı işlemi sırasında oyulan yerler değil, yüksek kısımlar kağıda geçer. Bu anlamda, oyma işlemini kağıda geçmesini istediğimiz görselin negatifini esas alarak yapmak gerekir.Linol baskı için gereken malzemeler her katılımcı için hazırlanmış olacaktır;

- Bir adet 10.5x15 cm boyutunda kesilmiş linolyum tabaka
- Linolyum kesme bıçağı
- Üzerine baskı yapılacak kağıt
- Baskı işlemi sırasında kullanılacak tahta kaşık
- Mürekkep

Katılımcılar atölyede seçecekleri hazır görselleri, örnekteki gibi oyma işlemine ve 10.5 x15 cm oranına uygun halde hazırladıkları görselleri ya da marker kalem ile doğrudan linolyum üzerine çizecekleri deseni çalışabilirler.

Linol Baskı Atölyesi / Linoleum Printing Workshop

27 Mayıs, Cumartesi
13:00 - 16:00
Katılımcı kontenjanı: 15 kişi
Ücret: 100 tl

Detaylı bilgi ve iletişim için:
info@mixerarts.com
0212 243 54 43

The participants will experience every process and application steps related to the printing stage with Ari Alpert, an engraving artist, after a short briefing about how to choose the design that will be printed and the related preparations in our workshop. They will also have the chance to make little unique gravures for themselves or their loved ones!

Graving, originally a French word ''gravure'' and also a technique found in printing, can also refer to artistic engravings or etchings. Linoleum is a floor covering made from renewable materials such as solidified linseed oil (linoxyn), pine rosin, ground cork dust and wood flour. In the Linoleum printing technique (Linocut), the desired design is cut with a sharp knife and fitted on a sheet of linoleum, then it's painted with printing ink and the help of a brayer (also called a roller). During the printing phase, raised parts to pass on to the paper, creating a mirror image of the engravings. So it's imperative that we base our engravings on the negative form of our desired designs.

The necessary materials for the linoleum printing technique will be prepared for every participant.

- A sheet of Linoleum in 10.5x15cm dimensions

- A printing paper

- A sharp knife for cutting Linoleum

Linoleum Printing Workshop

May 27, Saturday
13:00 - 16:00
The workshop is limited to 15 people.
Fee: 100 tl

For more information and reservation:

info@mixerarts.com
0212 243 54 43


 
Sıkıysa Paylaş:

What You Can Learn About a Country from the Faces of Its Leaders




A striking reality hit artist Guney Soykan when he made one face out of the portraits of a given country's leaders from the past 50 years.


This article originally appeared on VICE UK

You can tell a lot about a country based on who runs it. Almost five months after he stepped down from his role as Prime Minister, you might for a second forget that David Cameron isn't still running the UK. He's come to define the last few years of austerity Britain, of a Tory party that champions spending cuts and slashed benefits for the young, while making jokes about how the leader of the opposition does up his tie and sings the national anthem. Gordon Brown symbolizes a sort of sad-faced dejection; Blair an optimism that later soured beyond belief and turned his name into a leftie slur, and Thatcher the crushing blow to industry that shook Britain to its core—or "power dressing" if you're a women's magazine.

But how much of that could you really learn from just looking at a photo of the prime minister? For Amsterdam-based artist Guney Soykan, one simple concept helps to chart the changing face of leadership in a handful of countries, displayed in his Face of a Nation project. And it all started with Guney's birthplace, in Turkey.

"The election results on November 1, 2015 were a big surprise for the opposition," he says. "Besides all of the controversy surrounding the government's actions, Erdogan and his AK Party had won the election again—by a major landslide. I was trying to understand the reasons behind the results. One of the things I realized was that voting behavior is very emotional: The elected leaders are a reflection of their society. And to me, that reflection is not only about the ideas, but also about the personality of the leader. I believe that people tend to vote for leaders with whom they can identify."

So he decided to bring together a visual record of the people chosen to run their countries—however democratically—over the past 50 years, creating a sort of time-lapse composite photo of one face made up of slivers of all the former leaders. The results vary, from the tiny splinters of men in Turkey's tumultuous political atmosphere to the creepy continuity of North Korea.

"It was almost too easy to put together the faces of the North Korean leaders. There are only three, and they're all part of the same family lineage," he says. "But when searching for images to use, I noticed something else that tells us about the political communication in North Korea—the most popular portraits of these leaders are almost identical. They all portray the men from the same angle, wearing the same glasses, and with a very similar haircut. North Korean propaganda leaves no room for doubt that the ideology of their first leader Kim Il-sung continues throughout his successors."

Other countries had their own tropes. "The official presidential photos released by the White House are always the same—facing to the right and smiling at camera," he says. "Meanwhile, Russian leaders have always been portrayed in a very serious and powerful pose." In South Africa, you watch as the majority black country moves from being run by the white-minority, racist apartheid government, to the post-independence ANC party.

 

What about countries he hasn't featured? The places that don't tend to come up in the usual global conversations around the G-8 or G-20 countries? "I think everyone is more or less aware of what is going on near their country. So even if your neighbors aren't among these global political 'superstars,' you will still know about their political leaders. And the actions of these political players will play a role in your perception of that country."

Ultimately, the project is a reflection on history. You can follow the homogeneity of most country's leaders—mostly male, generally of one specific ethnic group—and ask yourself what that tells you about the rest of that nation's citizens. Guney just pulled these images off the internet, so understands this is less a photographic piece than one about perception. For him, Turkey tells the most compelling tale, and sheds light on recent electoral upsets we've witnessed in both the US and UK this year.
"Turkish history is full of coups, of which the recently failed military coup is but an example. In the timetable you can see that Nihat Erim became the Prime Minister in 1971 after a coup that created so much instability in the political scene that it led to another coup only nine years later," he says. "Looking at all these instabilities it becomes easier to understand why the average voter is opting for a seemingly 'stable' choice nowadays." Seen that way by anyone who was surprised by Brexit or Trump, the promises for "taking back control" in Britain and making American "great again" make a lot more sense.See the rest of the 'Face of a Nation' series below.
Sıkıysa Paylaş:

Gerçek Zamanlı Yüz Takibi ve Projeksiyon Yansıtmayla Dans Gösterisi: INORI

İlk olarak OMOTE ile 2014'te yazdığımız yaratıcı yönetmen Nobumichi Asai'nin gerçek zamanlı yüz takibi ve projeksiyon yansıtma projeleri bu kez bir ortaklıkla yeni bir kullanım alanı kazandı. Asai, bağlı olduğu tasarım stüdyosu WOW ile projeye dahil olurken diğer yanda Tokyo Üniversitesi'nin Ishikawa Watanabe Laboratuarı da kendi teknolojileriyle katkı sağlıyordu. Bu laboratuvar çatısı altında Ağustos 2015'te yüksek hızda kesintisiz projeksiyon yansıtma yapabildiklerini yayınladıkları bir araştırma ve video ile duyurmuşlardı.

WOW'un gerçek zamanlı yüz takibi ve Ishikawa Watanabe Laboratuarı'nın hareketli objelere kesintisiz yansıtma teknolojileri birleşince de ortaya INORI çıkıyor. Japon dans ikilisi Aya Bambi'nin yer aldığı INORI; saniyede 1.000 kare yansıtabilen projeksiyonla adeta kişinin yüzü ile yansıtma arasındaki çizginin yok olduğu bir performans olarak karşımıza çıkıyor.

INORI için hazırlanan yapım aşaması videosu kullanılan teknolojinin ve takım çalışmasının detaylarını açıklıyor. Performans videosu ise hareketin katkısıyla Asai'nin önceki işlerinin de üzerine çıkıyor.


INORI (Prayer) from nobumichi asai on Vimeo.


source: bigumugu
Sıkıysa Paylaş:

My Suburban Stories Trailer



“My Suburban Stories” is an exclusive film witnessing the underground life in Ceyhan suburban of Adana, in southern Turkey. Director Yunus Ozan Korkut, once a local, captures the streets otherwise forbidden to the ordinary citizens in an extremely sincere style and combines it with untold stories from an exquisite pallet of characters consisting of his neighbours, friends and relatives.
Sıkıysa Paylaş:

On parmağında on marifet, fifty-fifty bir sanatçı: ARİ ALPERT



Ari, sanatın birden çok dalına gönül verenlerden. Baskı, gravür, stensil sokak sanatından tutun da DJ’liğe kadar on parmağında on marifet; dinamik, doğal ve mizah yönü güçlü bir karakter; MixerArt’ta atölye çalışmaları yapıyor, aynı zamanda kendi reklam firması da var. Eserlerini birçok galeride bulabileceğiniz sanatçıyı gelin hep beraber daha yakından tanıyalım.

 

Ari Alpert kimdir? Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Ari Sarkis Alpert. İlk ismim hem Ermeni hem Yahudi. ‘Cesur’ anlamına geliyor, aynı zamanda da ‘karınca’ demek. Orta ismim Sarkis. Yarı Amerikalı yarı Türküm. 1975’te New York’ta doğdum. Annem Türk Ermeni, babam ise Amerikalı bir Yahudi. Boston’da, üniversitede güzel sanatlar okudum. 25 senedir de bu işi devam ettiriyorum.

Bugün olduğunuz kişi olmanızda etnik kökeninizin etkisi nedir? Farklı etnik kökenlere ait anne ve babanın oğlu olmanız, farklı bir ülkede doğup, farklı ülkelerde yaşamış olmanız hayatınıza neler kattı?

Aslında pek bir tat alamadım çünkü hep uzak kaldım. Bağımsız bir şekilde yaşadığım için çok farklı iki dinin kültüründen daha çok Türk kimliğim öne çıktı. Türk kültürü sanatımı ve karakterimi çok etkilemiştir. Amerika, İngiltere ve Portekiz’de yaşadım. Kültürel anlamda hep enteresan bir insan olarak tanınmışımdır; zaten ben de hayatımı enteresan bir şekilde yaşadım.

Peki, bunların zorlukları oldu mu?

Kimlik karmaşası pek olmadı aslında. Hep derim, benim hayatta olmam bir mucize. Bir Yahudi ve Ermeni’nin bir araya gelmesi zaten zor. Aileler birbirini kolay kabul etmedi. Çok gençken bununla ilgili bazı zorluklar yaşadım. Bu durumumu hep espriye vurmuşumdur. Yarı Türk yarı Amerikalı yarı Yahudi yarı Ermeni şekilde takılmışımdır. Yani ‘fifty–fifty’yim.

Liseden sonra bir sanat okulu bulmak üzere Amerika’ya taşınmışsınız. Neden sanatı seçtiniz? Sanata olan ilginiz nereden geliyor?

Sanata ilgim çocukken de vardı. Kendimi en iyi ifade etme biçimim hep sanat oldu. Görsel bir hafızam var. Türkiye’de lisedeyken resme odaklandım. Görseller bana her zaman ilham verdi. Liseyi bitirir bitirmez zaten sanat okuyacağım belliydi. Sadece hangi alanda, ne yapmak istediğimi bilmiyordum. Gravür olsun, başka bir sanat dalı olsun… Zaten okul dışında da hep boyayıp çiziyordum. Özellikle seksenlerin ortasında grafitinin New York ve Londra’da oluşumu sırasında benim de sokaklarda, sanat içinde büyümem çok etkili oldu. Hâlâ da baskı, serigrafi gibi repetitif sanat üzerine devam ediyorum. Zaten stensil,  grafiti de öyle bir şey.

Stensil ve grafitiyi biraz açıklar mısın?

Stensil sokak sanatı. Şablona bir imajı kesip, çoğaltabiliyorsun. Yani aynı imajı repetitif bir şekilde sokaklarda çoğaltabiliyorsun. Bunun en büyük örneklerinin başında Banksy gelir. Ya da Blek le Rat. Türkiye’de Turbo adıyla bilinen grafiticiler var. Onlar daha çok balon yazılarla veya sprey ile iki farklı şekilde uygulama yaparlar. ‘Obey’ diye çok ünlü bir imajı var Shephard Fairey’nin. Ben de mesela 2000 yılında Türkiye’ye ilk geldiğim zaman o portreye bir bıyık taktım. ‘Obey’ yerine ismi ‘Osman’ oldu. Bir batı-doğu karmaşası olsun, küçük bir sentez olsun istedim. Ben de kendime bu şekilde isim yapmış oldum. Grafiti ise sprey boya ile direk boyadığın bir sanat alanı.

2001 yılında Amerika’dan Türkiye’ye dönme kararı verdiniz. Bu kararın nedeni neydi?

Türk insanını çok seviyorum. Türk insanının içinde birçok kültürel çatışma olduğunu görüyorum. Burada birçok arkadaşım var; insanlar çok daha sıcakkanlı ve duygusal. Kendimi daha yakın görüyorum buraya. Bunun dışında İstanbul çok ilham verici bir şehir. Türkiye’de icra edilmeyen birçok sanat dalının olduğunu fark ettim. Sokak sanatı, gravür, stensil anlamında. Türkiye’ye gelir gelmez kendime bir isim yaptım. Ve doğru tespit etmişim ki, işlerim de iyi gidiyor. Türkiye’ye 2001‘de taşınıp bir daha da dönmedim zaten.

Özgeçmişinizden görüyoruz ki, hep kurumsal ve sanatsal yaşam arasında gidip gelmişsiniz. Bu sizinle ilgili neyi anlatıyor? Türkiye’de reklam sektöründe çalışırken DJ’lik yapmaya başladınız. Müzik dalına girme hikâyeniz nedir?

Her türlü üretkenliğe çok açığım. On parmağında on marifet derler ya, öyle bir yeteneğim var. Aslında hep Yahudi kafam yani ticaret kafam çok iyi çalışıyor demişimdir. Sanatı ve işi nasıl entegre ederim diye düşündüm ve orta yol olarak reklamcılığı buldum. 15 senedir reklamcılıkla sanatı bir arada götürüyorum. Müzik konusuna gelirsek, ilk kez 2001 yılında, elektro müzik türünde ‘Discjockey Ari’ adı altında DJ’lik yapmaya başladım. Ve halen aktif olan ‘Osman Productions’ altında kültürel faaliyetler yürüttüm.

Yeniliğe açım ve yeni bir şey gördüğüm an heyecanlanıyorum. Kurumsallığı azalttım. Kendi şirketim var. Evden çalışıyorum. ‘Art Solutions’, sanat ve teknolojiyi harmanlayan bir firma aslında. Tipik bir reklamcılık vizyonundan değil de, sanatın birçok dalından bakabiliyoruz. İnsanlar artık kendini tekrar eden reklamlardan sıkılıyor. O yüzden sanatı veya insanı vuracağı en uygun noktalardan vurursak, görsellik açısından faydalı olabileceğini düşünüyoruz. Örneğin yaptığımız organizasyonlarda insanlara stensil veya başka bir şey yaptırıyorum. Başka organizasyonlarda bir anahtarlık veriyorlar. Bense stensili bir t-shirt üzerinde nasıl boyayacağını gösterip hem stensilin nasıl yapıldığını öğretiyorum hem de “Ben bu t-shirt’ü kendim yaptım” dedirtmiş oluyorum. Böylelikle markayla da daha yakın bir bağ kurabiliyorlar. Yoksa bir takvim de hediye edilebilir. Ancak onun yerine bir şeyi sanat aracılığıyla öğretmek çok daha kıymetli bence. Çünkü herkesin içinde sanatsal bir potansiyel olduğunu düşünüyorum.

Tercihim sadece sanattan para kazanmak ama onun için kendini çok adamak gerekiyor. Biraz da şans lazım. Tabii ekmek parası kazanmam gerekiyor. Bu yüzden istemeye istemeye de olsa iş kısmını da yapıyorum.

Sizce sanattan para kazanmak Türkiye’de özellikle mi zor?

Tabii ki. Çok daha kapalı kurumlar var. Örneğin Mimar Sinan, Marmara grupları var. Çok nadir aralarına birini alıyorlar. Ya çok yetenekli olman gerekiyor ya da onların seni keşfetmesi lazım. Şu an bu durum gitgide gelişiyor sanatsal anlamda ama yine de genelde zor. Çok iyi bir galerinin seni temsil etmesi gerekiyor para kazanabilmen için ve bir de alıcı olması tabii ki. Türkiye’deki ekonomik durum çok şahane olmadığı için bugün kimse her ay 5000 liralık tablo satın alamıyor. Şahsen bunu sadece para için yapmıyorum ben, mutlu olduğum için yapıyorum.

Bugünlerdeki projeleriniz neler? Bunları nasıl ve nerelerden takip edebiliriz?

Halen Sıraselviler’deki Mixer Sanat Galerisi ile çalışıyorum. Baskı sanatlarını destekleyen bir yer ve benim de yıllardır takip ettiğim bir galeri. Onlar beni keşfetti. Şu anda işlerim orada sergileniyor. Aynı zamanda online sitesi var. Oradan işler satın alınabiliyor. Şimdi Akmerkez’de yeni bir fuar hazırlanıyor. Baskılarım da satılacak. Nisanda başlayacak ve bir ay sürecek.

Bunun yanı sıra Mixer’in yapacağı ’Additions’  adlı bir sergi olacak. Uluslararası bir organizasyon. Orada yine bir baskım yer alacak. Onun dışında üretmeye devam ediyorum. Karşıma ne tür teklifler gelirse değerlendireceğim gibi gözüküyor. Art Solutions, 360 derece bir ajans. Şu anda organizasyon, basım ve dijital iş yapıyoruz. Survivor programı için bir telefon ve video yarışması hazırlıyoruz. Web sitesi, sosyal medya yönetimi, aplikasyonlar, yarışmalar aynı zamanda etkinlikler de yapıyoruz ki en haz ettiğim şey de bu.

T-shirt boyama etkinliklerimiz oluyor. Hem çok eğitici oluyor hem de insanlar çok severek yapıyor. Bunları atölyeler halinde marka adına yapıyoruz. Harika bir pozitif bir enerji oluşuyor. www.arialpert.com/ adresinden, sosyal medyadan, bir de https://www.artsolutions.works/ sitesinden organizasyonları takip edebilirsiniz. Her üç ayda bir Mixer’de ders veriyorum. Aynı zamanda benimle iletişime geçenlere özel ders de verebiliyorum. İlk dersimizi üç ay evvel verdik. İnsanlara başlangıç seviyesinde en azından gravür nasıl yapılır, baskı teknikleri nedir gösteriyorum.

Sıkıysa Paylaş: